
İşten çıkıp, eve doğru giderken içimden: “Allah’ım bir evim olsa,” dedim.
Eve vardım, televizyonda haberleri izlemeye başladım. Bir ilimizde ev kirasını ödeyemeyip, çadır kurarak beş çocuğu ile birlikte yaşayan bir aile…
Allah’ım bundan geri bırakma, beterin beteri varmış!
35 yıldan beri kiradayım. 17 ev değiştirdim. Kirada olsa kafamızı sokacak mekânımız var Allah’a şükür. Kiracılığa devam…
İçinde bulunduğumuz durum ne kadar kötü olursa olsun dayanılmaz görünürse görünsün, daha da ağır şartlarda yaşayanların olduğunu unutmamalıyız.
Ne kadar şükretsek azdır halimize.
Eskiden beş altı çocuk aynı odada kalırdı, kaldık da… Şimdi iki kardeş aynı odada kalmıyor.
Ya, 06 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşadıklarımız…
Kalacak yer mi?
Üstümüze örtülecek battaniye mi?
Bir dilim ekmek, içecek bir damla su mu?
İç çamaşırı mı?
Yok da yok!..
Kar lapa lapa yağarken, yağmur olanca hızıyla vururken…
Depremzedeler dışarı da eksi 23 derecedeyken…
Donarak öleni mi, tir tir titreyeni mi, sevdiklerinin enkaz altında kalması mı, gözyaşları mı ya da çaresizliğin acısı mı?
Asrın felaketi…
Kıyamet!..
Allah bir daha göstermesin.
Her ne olursa olsun, halimize şükretmeliyiz. Çünkü bulunduğumuz halin daha kötüsünü yaşayanlar mutlaka vardır değerli kardeşlerim.
Bir şarkı der ki ”Beterin beteri var, haline şükret dostum, yıllardır mutluluğun her gün peşinden koştum.” Halimize şükür etmezsek ve elimizdekilerin kıymetini bilmezsek eğer daha çok koşarız mutluluğun ve huzurun peşinde…
Ya sağlık? Hastanelerde dertlerine çare arayanları mı dersin, dermansız derde düşenleri mi? Ağrıdan, sızıdan Allah’ım canımı al diyenleri mi, kafasını duvarlara vuranı mı? Allah’ım bütün hastalara acil şifalar versin.
Ülkemizin ve dünyanın en zenginlerinden Vehbi KOÇ,“Bir gün, fabrikalarından birini ziyaret ettiğinde bir grup amelenin, yer sofrasının etrafında oturup neşeyle yemek yediğini görmüş. Ameleler onu fark edince sofraya davet etmişler ama sadece oturmuş, onların lezzetli yemekleri yiyişini seyretmiş. Amelelerden biri dayanamamış, ‘Beyim soframız fakir ama lezzeti yerindedir, çekinmeyin bize şeref verin, iki lokma da siz yiyin’ deyince hüzünle gülümsemiş, ‘Ben bunların hiçbirini yiyemem ki. Sadece zeytin ve ekmek yiyebiliyorum, yoksa buracıkta ölürüm’ demiş. Öyle bir hastalığı varmış ki, zeytin ve ekmek haricinde ağzına bir lokma koyduğu anda kıvrana kıvrana ölürmüş. Ameleler bunu duyunca üzülmüş, yemeği kesmişler. Vehbi Koç, ‘Lütfen yemenize devam edin.” demiş.
Bir ayağı olmayan engelli biri belki de kendini dünyanın en şanssız insanı olarak görüyordur. Ancak iki ayağı da olmayan ondan daha beterdir. Ancak o da en beteri değildir. Kişinin hem ayakları hem de kolları olmayabilirdi. Hem ayakları ve kolları olmayıp aynı zamanda kör olabilirdi. Tüm bunların üstüne bir de sağır olabilirdi, hatta dilsiz veya zihinsel engelli.
Yine ülkemizin ve dünyanın en zenginlerinden Sakıp SABANCI spastik felç hastası oğlu için “Mal, mülk para bir yana. Ona ayakkabı giydiremedim ya, yüreğimde ateştir” ve “Araba fabrikalarına sahibim ama oğlum bunlardan birini dahi alıp kullanamıyor,” diyor.
Sağlık bulunmaz bir nimettir.
Sağlıklı insan dünyanın en zenginidir.
Geçenlerde bel fıtığı oldum. İki aya yakın yattım. Yürüyemiyorsun, koşamıyorsun, tuvalete bile gitmekte zorlanıyorsun. Benim gibi yürümeyi, dağlarda gezmeyi seven biri… Yürümeyi ve oğlumun yeni aldığı spor ayakkabısını giymeyi ne kadar özlediğimi kelimelerle anlatmam mümkün değil…
Kötü bir duruma düştüğümüzde, bir belâ ile karşılaştığımızda bundan kötüsü de olamaz diye düşünmemeli; daha da kötüsünün olabileceğini aklımızdan çıkarmadan gereken sabrı göstermeli ve mücadeleyi de elden bırakmamalıyız.
12 yıl (ağır ceza) cezaevinde yatmış birisi, “Ne işi, ne parası, ne mevkisi, ne makamı? Özgürce elini kolunu sallayıp dışarıda geziyorsan ya, yeter.” dediğine şahit oldum.
Beterin beteri olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Kulağımıza küpe etmeliyiz.
Halimize şükrederken de; evinde ekmeği olmayan, çocuklarının ihtiyacını karşılayamayanları ziyaret etmeli ve kardeşliğimizi pekiştirmeliyiz.
Her zaman kendimizden aşağıda olanlara bakmalıyız, üstümüzdekilere değil.
Tek üste bakacağımız takvadır.
Elimizde imkân varken ibadetlerimizi yerine getirip, ahreti kazanalım. Dünyaya sımsıkı sarılmayalım. Helâlı ve haramı gözetelim. Sonra kaybedenlerden olmayalım.
İşte o zaman beterin beteri nedir anlarız ama iş işten çoktan geçmiş olur sevgili kardeşlerim.
Çünkü ahreti kazanmanın yegâne yeri dünyadır.
Sağlığımızın, işimizin, ailemizin, çocuklarımızın, torunlarımızın, sevdiklerimizin, vatanımızın ve Müslümanlığımızın kıymetini bilmeliyiz.
Bütün bunlar gösteriyor ki, elimizdekilerin değerini bilip, onlara sahip çıkmalıyız.
Halimize şükredip, beterin beteri olduğunu da kesinlikle aklımızdan çıkarmayalım.
*
Mehmet GÖREN